< meryembebek - Blogcu






meryembebek

16/1/2008 - ALLAH KATINDA FAKiRLiK Ve ZENGiNLiK

Kategori: genel

İbn Kayyım el-Cevziyye ' den
Zenginliğin en üst derecesi kişinin Allah’tan başkasına ihtiyaç duymamasıdır.

Bu derecenin ilk basamağı, senin Allah’ı zikretmenden önce onun seni zikrettiğini, sen daha var olmadan ve ona itaat etmeden önce onun seni andığı kimselerle birlikte andığını bilmendir.

Sen daha hiçbir şey değilken senin yaratılmanı, rızkını, amellerini ve tüm nimetleri ihsan eden odur.

O, seni Müslüman yapmakla seni andı, çünkü Müslüman olmaktan mahrum kalan kimselerden kılmayıp seni seçti.

Senden başkaları gaflet uykusundayken seni uyandıran kim?

Tevbe etmen hususunda seni hatırlayan ve muvaffak kılan kim?

Seni sevmekle seni anan, ona karşı kalbine sevgiyi yerleştiren kim?

Ona yaklaşmanı sağlayan, daha sonra da bu yaklaşmadan dolayı seni kendi yakınlığıyla mükafatlandıran kim?

Şayet onun ilk olarak seni anması olmasaydı, onu tanıman, birlemen, sevmen, tevekkül etmen, ona yönelmen ve kalbine yerleşen bu gibi şeylerin zerresi dahi olmayacaktı.

Daha sonra sayısız nimetleriyle yine seni andı.

O, kendisini sana tanıtmak, hem de -her şeyden kemal derecesiyle ihtiyaçsız olmasıyla birlikte- kendisini sana sevdirmek istiyor.

Bütün bunlar sadece onun sana ihsanı ve cömertliğidir.

Çünkü o ihtiyaçtan dolayı değil, zatı gereği ihsanda bulunandır.

Nasıl olabilir ki? O Ğaniyy’dir (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan) ve Hamîd’dir(her türlü övgü ve hamda layık olan).

Ondan sana en küçük bir nimet bile ulaştığında, onun bu nimetle seni andığını bilmen gerekir.

Bununla seni andığı için, bu nimetin senin yanında çok değerli olması gerekir.

Şüphesiz ihsanıyla seni anan, iyilikleriyle sen yaratılmadan önce cömertlik yapan ve nimetleriyle kendisini sana sevdiren bir zat hiçbir şekilde seni küçümsemez.

Bütün bunlarla birlikte onun sana hiç mi hiç ihtiyacı yoktur…

İşte bu Allah’ın ilk anmasıdır.

Bir de kulun rabbini anmasından sonra gerçekleşen bir anma vardır.

“Kim beni tek başına anarsa, ben de onu kendim anarım; kim beni bir toplulukta anarsa, ben de onu, onlardan daha hayırlı bir toplulukta anarım.” (Buhari)

Kulun bu iki anmayı hissetmesi, rabbinin ona olan nimet ve bağışlarından daha büyük bir zenginlik oluşturur onun için.

Allah’ın kendisini andığını bilmesi kalbini zenginleştirir.

Allah’ı unutup da, Allah’ın da kendilerini unuttuğu kimseler ise bunun tam tersidirler.

Onlar her türlü hayırdan yoksun olup muhtaç ve fakirdirler.

Kendilerinde bulunduğunu sandıkları zenginlik ise fakir ve muhtaç olmalarının en büyük sebebidir…

_________________

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/12/2007 - Mutlu bir evlilik için ERKEKLERE 30 tavsiye

Kategori: genel

Mutlu bir evlilik için erkeklere 30 tavsiye Bir erkeğin fazla çaba harcamadan eşinden puan kazanması, onunla ilişkisini güzel bir şekilde devam ettirmesi ve evlilikteki sorunların

Bir erkeğin fazla çaba harcamadan eşinden puan kazanması, onunla ilişkisini güzel bir şekilde devam ettirmesi ve evlilikteki sorunların yaşanmaması için bir takım küçük ama aslında çok büyük kurallara dikkat etmesi gerekir. Erkeklerin çoğu bu konularda birçok şeyi bilseler de, küçük şeylerin bir kadın için ne kadar önem taşıdığını fark etmediklerinden, bunları yapma sıkıntısına girmezler.
Bazı erkekler bir ilişkinin başlangıcında bunlara dikkat ettikten sonra bir daha yapmaz olurlar. Kadın sevildiğini bildiği sürece mutlu olur ve sever, erkek sürekli olarak eşine daha fazla sevgi, güven, kabul, onay ve teşvik vermelidir. Şimdi erkekler için çoğumuzun bildiği, mutlaka yapması gereken fakat genelde önemsemediği bazı noktalara değinmeye çalışalım:
1- Eve gelir gelmez selam vererek eşinizi bulun ve ona sarılın.
2- Ona günü hakkında, ne yaptığıyla ilgilendiğinizi gösteren belli sorular sorun.
3- Sizde gününüzün nasıl geçtiğini anlatın fakat kesinlikle üzücü olayları sinirli ve morali bozuk bir şekilde anlatmayın.
4- Kendinizi başkalarını dinlemeye ve onlara sorular sormaya alıştırın.
5- Hadislerde de buyrulduğu gibi hediye vermek sevgiyi çoğaltır, sizde mutlaka eşinize hediyeler alın. Özel günlerin dışında ara sıra sürpriz olarak da ona çiçek getirin.
6- Evinizde bir eksiklikle karşılaştığınızda yumuşak bir şekilde hatırlatın.
7- Eşinizin yanında asla başka kadınları överek konuşmayın ve başkalarının başarılarını onun yüzüne vurmayın.
8- Yakınlarına, akrabalarına özellikle anne ve babasına saygı gösterin, onların hatalarını eşinize mal etmeyin, onları sevdiğinizi gösterin ve bazen de eşinizden önce onları evinize davet edin.
9- Yakınlarıyla görüşmesini engellemeyin, ara sıra siz onları beraberce ziyaret etmeyi önerin.
10- İşten arayıp hatırını sorun, heyecan verici bir olayı paylaşın yâda ona, “seni seviyorum” deyin, eşinize her gün bunu söylemelisiniz. Hz. Resulullah (s.a.a) buyuruyor: bir kadına seni seviyorum dedin mi, bu asla onun aklından çıkmaz.
11- Hiçbir zaman aşağılamaya çalışmayın, özelliklede başkalarının yanında, erkeğin eşine karşı yapmış olduğu saygısızlık ve hakaretler evliliğin bütün güzelliklerini yok edecektir.
12- Onun yanında yakınlarınızla fısıldanmayın.
13- Onu sorunlarını çözmeye çalışmak yerine anlayış gösterin.
14- Eşinize çocuklarınızdan daha fazla önem verin. Çocuklara öncelikle ve en çok ona ilgi gösterdiğinizi belli edin.
15- Kendinizi hiçbir zaman eşinizden üstün görmeyin, ona saygı göstererek görüşlerine ehemmiyet verin. Evlilikte mutluluğun yolu “ben” ve “sen” kelimeleri yerine “biz” deyip, düşünmektedir.
16- Sinirlendiğinde ona anlayış gösterin, üzerine gitmeyin ve sakinleştirmeye çalışın.
17- Duyguları incindiğinde ona anlayış gösterin ve incindiğine üzülüyorum” deyin. Sonra susun, onun sizin anladığınızı hissetmesine fırsat verin.
18- Eğlencelerinizi tek başına veya sürekli başkalarıyla değil de eşiniz ve çocuklarınızla yapın. Misafirliğe gitme önerilerini yorgunluk veya iş bahaneleriyle ertelemeyin.
19- Eğer eşinizle aranızda ailevi, kültürel ve ekonomik yönden farklılıklar varsa bunu hiçbir zaman belli ettirmeyin ve de dile getirmeyin.
20- Görüşüne iltifat edin.
21- Başarmış olduğu işler ufakta olsa, yine de siz onu övün.
22- Eşinize her fırsatta ondan ne kadar güçlü olduğunuzu göstermeye çalışmayın.
23- Kendisi ve yakınları için yapmış olduğunuz harcamaları asla dile getirmeyin. Bırakın hiç haberi olmasın bile.
24- Eşinizi eve hapsetmeyin, kültürel ve toplumsal faaliyetlere katılma imkânını sağlayın veya en azından dışarı çıkarıp gezdirin.
25- Tüm gülüp eğlenmelerinizi iş yerinde ve arkadaşlarınızla harcayıp, arada bırakmayın. Evde eşinizin de sizin onunla gülüp eğlenmenize ihtiyacı var.
26- Ev işlerinde mutlaka ona yardım edin. Siz nasıl ki işte yoruluyorsunuz oda bir o kadar evde yorulmaktadır.
27- Özellikle çok yorgun ve hasta olduğu zamanlarda yemeği siz yapın, bulaşıkları yıkayın ve ev işlerini ona bırakmayın.
28- Geç kaldığınız zaman arayıp haber verin.
29- Ayrılırken onu öpün ve hoşça kal deyin.
30- Bu listeye içinden gelenleri eklemesini isteyin.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/12/2007 - Nâmahreme Bakış

İslam dîni, mahrem olmayan kadınlara bakmayı yasaklamıştır. Zevcesi veya mahremi olmayan (nâmahrem) kadınlara bilerek bakmak câiz değildir. Kur'ân-ı Kerim'de:

“Mü'min erkeklere söyle gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını muhafaza etsinler.” (en-Nûr, 30) ve yine:

“Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını muhafaza etsinler.” (en-Nûr, 31) buyurulmaktadır.

Ancak bir kadın göze rastgele ilişse tekrar bakmamak şartıyla günah sayılmaz, çünkü bu irâdenin dışında olur. Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Hazret-i Ali -kerremallâhu vecheh-'e:

“-Ya Ali, bir kadın gözüne ilişti mi ikinci defa bakma, birincisi için sana vebal yoktur. Fakat ikincisinin vebâli vardır.” buyurmuştur. (Müslim)

Yine Hazret-i Peygamber:

“-Bilerek namahreme bakmak gözün zinâsıdır.” buyurmuştur. (Buhârî, Müslim; ayrıca bkz: Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, c.2, sh. 159 )

Peygamber Efendimizin kızı Fâtıma -radıyallâhu anhâ- buyurdu ki:

“-Kadınlar için ne daha iyidir? (En hayırlısı nedir?)”

Peygamber Efendimiz de:

“-Hiçbir erkeğin onları görmemesi.” diye cevap verdi.( İmam-ı Gazali, a.g.e., sh: 197)

İhtilât (Kadın-Erkek Birlikte Durmak)

Tesettürü yaralayan, zedeleyen davranışların en zararlılarından birisi de kadın-erkek ihtilâtıdır, yani karışık olarak aynı yerde bulunmalarıdır.

İmam-ı Gazâlî hazretleri diyor ki:

“Birçok kadınlar için büyük zararlar, erkeklerin arasında bulunmalarından doğar. Fitne korkusu olan her yerde kadının gözünü korumak lâzımdır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v) ' in evine bir kör adam geldi. Hazret-i Âişe ve diğer hanımları oturuyorlardı, kalkmadılar ve gelen kimse için:

“-Kördür, bizi görmez!..” dediler. Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdu:

“-Onun gözleri görmüyorsa, sizinkiler de mi görmüyor?” (İmâm-ı Gazâlî, a.g.e., sh: 197)

İhtilâtın sebeplerinden birisi de iş yerlerindeki durumdur. Maalesef “...Çağımızda kadınlarla erkekler arasında sun'î bir eşitlik yarışı başlatılmıştır. Yaratılıştaki husûsiyetlere zıt olan bu yarış, hanımlık ve annelik meziyetlerini za'fa uğratmakta ve âileyi yaralamaktadır. Hanımların ev tanzimi ve salih bir nesil yetiştirmek yolunda, evlâdlarının ahlâkî yapıları ile meşgul olmaları yerine, hanımlıklarına, müstesnâ fıtratlarına zıd işlere yönlendirilmeleri, mantık, iz'ân ve îmana sığmaz. Çünkü âiledeki huzur ve saadet, kadındaki ve erkekteki istîdatların yerli yerince kullanılması ve korunmasıyla elde edilebilir. ( Osman Nûri Topbaş, Muhabbetteki Sır, sh: 249)

Yazımızı Mûsâ Topbaş -kuddîse sirruh- hazretlerinin kadın erkek karışık oturmak mevzûundaki şu sözleri ile bitiriyoruz.

“...Bazı âile reislerinin nazarları insanlara karşı olduğu için daima onlardan iltifat beklerler. Meselâ «Komşumuz çok nazik ve kibardır. Bize karşı da saygılıdırlar, o bize âilesi ile beraber geldiğinde ayrı olarak oturursak onu üzmüş oluruz. Hep beraber oturursak bir sakınca yoktur.» kanaatini yürütürler.

Böylece ahmakça hareketle, Cenâb-ı Hakk'ın rızâsını, kulun rızâsına tercih ederler. Böyle şâibeli kulluk yolunda olanların, tesettürleri, namazları ve diğer ibâdetleri olsa da semere alamazlar. Çünkü yarım insandırlar. Yüz tane yarım insanı toplasanız bir insan etmez. Çünkü her hareketleri istikrarsızlık içindedir. Bugün “ak” dediklerine yarın “kara” diyebilirler, çünkü îman-ı hakîkî kalplerine tam olarak yerleşmemiştir.

Bunların yapacakları; hatalarını bilip, nâdim olmak, istiğfar etmek ve sâlihlerin, sâdıkların peşini bırakmamak ve onların nasihatlerinden istifâde etmek olmalıdır.” (Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri 5, sh: 45-46)


Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/12/2007 - Kadının Evlilikteki Durumu

Kategori: genel

Evlenmekle ilgili olarak Kur’ân-ı Kerîm’in Nûr Sûresi’nde şöyle buyurulur:

"İçinizden bekârları ve kölelerinizden, câriyelerinizden iyi davranışta olanları evlendirin! Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lutfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lutfu) geniş olan ve (herşeyi) bilendir." (104)

Görüldüğü gibi evlenmek, Kur’ân-ı Kerîm’in emridir. Bu emir, mükellefin evlenme ihtiyacı ve durumuna göre farzdan harama doğru derecelenir.Hadîs-i şerîfde: "Kişi evlenmekle dîninin yarısını tamamlamış olur. Diğer yarısı için de Allah’dan korksun!" (105) buyurulur.

Bir başka hadîs-i şerîfde de Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:

"Size dîninden ve huyundan memnun olduğunuz bir kimse kız istemeye gelince, onu evlendiriniz. Eğer (böyle) yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük fesad zuhur eder."

"Yâ Rasûlallah! dediler, eğer onda fakirlik ve soy asâletsizliği varsa?

Hz. Peygamber (s.a.v.):

"Size dindarlığını, huyunu beğendiğiniz bir adam gelince onu evlendiriniz!" (106) buyurdu ve bunu üç defa tekrar etti.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz âile ocağında karı-kocanın mes’ûliyetlerini şöyle belirtir:

"Dikkat ediniz ki, hepiniz çobansınız. Ve her biriniz güttüğünden sorumludur. Devlet reîsi bir muhâfızdır. Ve maiyyetindekilerden (emri altındakilerden) mes’ûldür. Erkek, ev halkının üzerinde bir muhâfızdır. O da ev halkından mes’ûldür. Kadın da, kocasının evinde bir çobandır ve güttüğünden sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malı üzerinde bir bekçidir ve ondan mes’ûldür. Hulâsa, sizin her biriniz bir çobansınız ve beklediklerinizden mes’ûlsünüz." (107)

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/12/2007 - İSLAMDA KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ

Kategori: genel

Allah kadınla erkeği eşit yaratmamıştır. Her ikisini de insan olma yönünden, akıl, bilgi, kültür yönünden eşit olsa da, kadın erkekten daha duygusal daha hissidir. Erkek ise daha katı, olaylara daha sert,duygusal yoğunluğu az olan bir açıdan bakar. Bu psikolojik yönden farklılıktır. Biyolojik yönden, erkekte kas daha fazla iken kadında yağ daha fazladır. Bu durum erkeğin kadından üstün olduğunu göstermez.Kadın daha duygusal erkek daha az duygusal, kadın daha çok acır, sevgi hayatında daha önemli bir yer kapsar, erkekte ise daha az. Erkek daha güçlü-kaslıdır, kadın daha az güçlü ve kaslı... Her iki cinsinde üstün- eksik yönleri vardır. (Akılda, düşüncede ... her iki cinside eşittir ve birbirlerini geçebilirler.)

Bu durum erkeğin üstünlüğünü veya kadının zayıflığını göstermez. Aksine bu durum her iki cinsin ayrı yaratılış özelliklerinin doğal sonucudur. Bunu kabul etmeli, yaşam tarzımızı buna göre ayarlamalıyız.

İslam kadın - erkek eşitliğini değil kadın erkek adaletini savunur. Eşitlik adalet demek değildir. Eşitlikte mesela, kadına da erkeğe de 100 kg yükte 50 şer kilo her iki cinse vermek vardır. Adalette daha kaslı olan erkeğe daha fazla daha az kaslı kadına daha az yük vermek vardır. Yaratılış özelliğini kabul bunu gerektirir.


Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

"Ancak durgun su yıldızları yansıtır."

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

  • genel
  • siir
  • Arkadaşlar

    teleskopum
    yazyagmuru5
    farenjitnedir
    kiymetlim
    geleceginyok
    ayassun
    dustengelen
    alperbaranesin
    saclariniz
    Malihaber
    blogcuabla
    uhuwet
    yat
    fezawww
    islamneguzel
    muratates
    sonsuzlukkervani
    yolcuhsyn
    mgezer38
    gerceksevda
    sivist
    teknikpcdersleri
    kesintisizguckaynagi
    webmasterkaynaklari